ara-da sinema
Uzun süredir Kızılay ve çevresindeki pasajlarda dolanırım, ama bu sıralar daha önce dikkat etmediğim bir şeye takıldım: pasajların içinde, alt kotlarda gizlenmiş sinemalar. Özellikle Efes Sineması’na denk geldiğimde aklımda bir sürü soru belirdi: Neden hep aşağıya iniyoruz? Neden bu sinemalar karanlıkta, görünmeyen yerlerde?
Merakla eski Ankara’yla ilgili yazılara, fotoğraflara, kısacası arşivlere daldım. Bu sinemaların Ankara’daki yerinden bahseden kaynaklar aradım. Büşra Kul’un 2024’te yayımladığı Ankara’nın Tiyatro ve Sinema Mekanları makalesi bu anlamda çok yardımcı oldu. 1960-80’ler arası faaliyet göstermiş sinemaların konumlarına bu şekilde ulaştım.
Beni en çok şaşırtan şey şu oldu: Bu sinemaların çoğunun yalnızca ismine rastlıyoruz.. Hangi filmleri gösterdikleri, kimlerin gittiği, kent içindeki yerleri neredeyse tamamen silinmiş. Oysa hâlâ oradalar—ya başka bir işleve bürünmüşler ya da öylece, boş duruyorlar. Eski fotoğraflardan etrafını tanıyabildikçe nerelerde konumlandığı anlamaya çalıştığım bir oyuna dönüyor bu arayış. Ve Maltepe ve İzmir Caddesi arasında kümelendiklerini gözlemliyorum bunu yaparken. Sinemaların çoğu sadece pasaj içlerine gizlenmemiş; bazıları köprü altlarında, bazılarıysa zamanla giriş çıkışları satılmış, artık “pasaj” bile sayılmayan yerlerde. Yani giriyorsun ama geçemiyorsun. Kapalı, izole, dışarıyla temassız yapılar bunlar.
Bu gizlenme halimekânsal bir tesadüf değilmiş gibi gelmeye başladı. Acaba bu sinemaların geri plana düşmesini Ankara kent merkezinin çöküşüyle ilişkilendirebilir miyim? TRT’nin yayına başlamasıyla evde televizyon izlemek bir alışkanlık hâline gelmişti. O meşhur sinema kuyrukları, takım elbiseyle gidilen ve tüm aile bireylerine hizmet eden gösterimler yavaş yavaş önemini yitirirken sinema sektörü de izleyiciyi yeniden çekmenin yollarını aramış ve bunu ancak tek bir şekilde bulmuştu: porno filmleri gösterimi.

Bu sinemalar televizyonun gösteremediklerini sunuyordu. Yasak olan sahneler, burada hem ulaşılabilir hem de merkezdeydi. Tek
biletle saatlerce film izlemek mümkündü. Ama araştırdıkça gördüm ki mesele sadece porno değil.
Ekşi Sözlük ve Facebook gibi platformlardaki yorumları taradım, hatta bu mekânları kullanmış biriyle bile görüştüm. Bu sinemalar, homoseksüel erkekler için birer buluşma alanı haline gelmiş. Hem seks yapabildikleri ucuz ve ulaşılabilir bir alan, hem de bir tür sosyal temas mekânı da. Sabah matinelerine girip akşama kadar çıkmadan orada kalabiliyorsunuz. 2025 yılında hâlâ sabah 11’den akşam 7’ye kadar 200 liraya yapılabilecek nadir “etkinliklerden” biri.
Bu sinemaların kendine has bir dili, ritüeli var. Işıklar kapanınca birbirini tanıyan insanlar, ışık açıldığında hiç karşılaşmamış gibi davranıyor. Kimliğini gizlemek, mekânda da gizlenmekle eş zamanlı hale geliyor. Bu sinemalar, özgürce kimliğini yaşayamayan bireyler için görünmezliğin güvenliğini sunuyor. Ayrıca bu mekanlarda kullanıcıların farklı görevleri ve bu görevlere göre farklı oturma planlarının da olduğunu öğreniyorum. Örneğin ilk sırada gerçekten porno filmi izlemek için gelmiş kullanıcılar (genelde kırk yaş üzeri heteroseksüel erkekler) yer alırken, 2. Sıralarda daha çok birbirleriyle dokunarak temas etmeye gelen kullanıcılar varmış. 3. Sıralarda ise seks eylemi gerçekleştiren ama kolonun arkasına saklanan, en karanlık alanı kullanan insanlar bulunuyormuş. 4. Sırada ise 3. Sıradakileri izleyenler. Bana en garip gelen şey ise sinemada görevli olan ve flaş ile insanları ifşalayan, ayrıl ayrıl diye bağıran görevlinin varlığı. Aslında kendisi de homoseksüel.

Ankara’da çok fazla olan bu sinemaların, isimlerini burada tek tek sayıp hedef göstermek istemiyorum. Ama ilgilisine, bu alanların sadece porno değil, sosyolojik bir hikâye sunduğunu da hatırlatmak isterim. Bugün hâlâ var olan birkaç porno sineması mevcut ama çoğu ya işlev değiştirmiş ya da boş duruyor.
-Menekşe Sineması şimdi Menekşe Cafe
-Büyük Sinema, Büyük Çarşı olmuş (hiç porno sineması olmamış olabilir)
-Derya Sineması ise artık İnşaat Mühendisleri Odası.
Batı Sineması ise Batı Kültür Merkezine döndükten sonra şu an boş bir şekilde
bekliyor.
Varlar ama aslında yoklar da.
Efes Sineması’nı gezdiğimde, içeride ne afiş vardı ne de izleyici. Sadece küçük bir uyarı: “18 yaşından küçükler giremez.” Hepsi bu. Bir de 70’ler Ankara’sını hatırlatan görsellikte bir Efes Sineması yazısı.
Ankara’da sokağa açılan sinema sayısının giderek azalması beni üzüyor. Filmden çıkınca temiz hava almak, bir bankta oturup ne izlediğini sindirmek… Bunların hepsi sinema deneyiminin bir parçasıydı. Oysa şimdi, sinemalar yasaklanıyor ya da hiç olmamış gibi siliniyor.

yazı: esra çelikoğlu
görsel: the void mag editör ekibi
Comments